12 Mayıs 2016 Perşembe

Unutmak, blog yazmak, ben vs.

"insan her şeyi unutarak yaşayabilir ama her şeyi hatırlayarak yaşayamaz. unutmak insan soyunun en büyük şifasıdır."
kardeşimin hikayesi / zülfü livaneli

Bir zamanlar blog yazardım. Farklı adreslerde, farklı zamanlarda kısa süreli de olsa bloglarlarım oldu. En son, buraya geldiğimde kendime söz vermiştim düzenli yazacağıma dair. Ama hep bir kaygım oldu. Daha önceki yazılarda da bunun sıkıntısını anlattım. Ben iyi bir blogger değilim dedim. Yazmayı atlıyorum dedim vs...Kendimi çok eleştirsem de yine de günün koşullarından sanırım buraları ihmal ettim. Teknoloji devrinde her şey hızla geçip gidiyor. İnstagram çoğu şey için yetiyor mesela ayrıca takip ettiğim bloglara bile zaman ayıramıyorum artık. Kısa notlar alıyorum, ekran görüntülerini yakalıyorum, sevdiğim sözleri, fotoğrafları biriktiriyorum. Ama bunları değerlendirmekten yoksunum maalesef.. Oysa ben yazmazsam bir yerlere, ruhumun rahatlamadığını biliyorum. Hani anlatacak çok şeyi olup da anlatamamak var ya.. Öyle oluyorum sanki kapana kısılmış gibi. Bazen de durup paylaşmaya çekiniyorum. Yapılan alıntılar ya da paylaşılan sözler sanki tamamen kendi ruh halimizmiş gibi anlaşılıyor ya bunu da hiç anlamıyorum. Sırf bu yüzden facebookta notlarım arasına almak isteyip de alamadığım şeyler var. İnsanlar dönüp soruyor: "bir şeyin mi var?" ya da dikkat çekmek için yapıldığını düşünüyorlar. Oysa ben çok beğendiğim bir şeyi başkaları da bilsin, öğrensin, sevsin, eğer gerekiyorsa kendi hayatlarından anlam yüklesin diye paylaşıyorum. Seviyorum böyle şeyleri, ince, hassas, kırılgan, naif. Evet asıl kelime naif sanırım. 

Daha çok yazma sözü veriyorum kendime bir kez daha. Umarım bu söz son olur..

1 yorum:

mehmet erisir dedi ki...

Bence yazmalısın, aynı kaygıları ben de yaşıyorum. Oysa rahatlamaktır yazmak. Blogun oldukça başarılı, devam etmelisin.

Yorum Gönder